Altay, Yakut ve Uygur Türklerinin kadim yaratılış ve türeyiş anlatılarında, dünyanın henüz bir su kütlesinden ibaret olduğu ilk çağlarda insanlığın ve doğanın kaderini belirleyen en gizemli motiflerden biri “Bengisu” olarak karşımıza çıkar. Destanlara göre bu kutsal su, sıradan bir kaynaktan değil, evrenin kalbi kabul edilen ve göğe doğru yükselen Yaşam Ağacı’nın (Bayterek) köklerinden sızmaktadır.
Savaşlarda ağır yaralanan, kızgın bozkırları aşarken bedeni tükenen kahramanlar ölümün eşiğine geldiklerinde, sadık atları onlara yaşam ağacının köklerinden süzülen bu can suyunu ulaştırır. Mitolojik anlatımlarda gümüş bir tasla sunulan o ilk yudum şöyle tasvir edilir:
“Suyu içtiği anda kahramanın kuruyan derisi göverdi (yeşerdi), kırılan kemikleri birleşti, damarlarındaki kan taze bir nehir gibi çağıldadı; o su, kahramanın solan ruhuna ve bedenine yeni bir ömür üfledi.”
Bir İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı olarak, yaz aylarında polikliniğime halsizlik, baş dönmesi, dirençli kas krampları ve tansiyon dalgalanmaları şikayetleriyle başvuran hastalarımın hücresel tablosuna baktığımda, tam da bu destanlardaki gücünü kaybetmiş kahramanları hatırlıyorum. Hücrelerimizin yaz sıcağıyla verdiği mücadelede ihtiyaç duyduğu gerçek Bengisu ise aslında her gün bardağımıza doldurduğumuz sade sudan başka bir şey değildir.
Hücrelerin Dirilişi: Çay ve Kahve Neden Bir Bengisu Değildir?
Yaz aylarında vücudumuz, ısı dengesini koruyabilmek için ciddi miktarda sıvı ve mineral kaybeder. Bu nedenle sıvı ihtiyacınızı yalnızca susama hissine bırakmamanızı özellikle tavsiye ediyorum. Çünkü beynimizdeki susuzluk merkezi sinyal verdiğinde, hücrelerimiz çoktan kuraklıkla mücadele etmeye başlamış olur.
Yaz döneminde, hekiminiz tarafından farklı bir öneri yapılmadığı sürece günlük su tüketiminizi bireysel özelliklerinize göre yaklaşık 2,5 ila 3 litre seviyesine çıkarmanız faydalı olacaktır. Yeterli sıvı alımını takip etmenin en pratik yollarından biri de idrar rengini kontrol etmektir. Açık sarı ya da berrak renk, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu sıvıyı yeterli düzeyde aldığını gösterir.
Klinik pratiğimde sık karşılaştığım hatalardan biri de şu cümledir:
“Hocam, ben günde 15 bardak çay ve 3 bardak kahve içiyorum, su içmeye gerek kalmıyor.”
İşte tam bu noktada kadim destanların önemli bir kuralı devreye giriyor. Bengisu’nun yerini başka hiçbir sıvı dolduramaz. Çay, kahve ve asitli içecekler suyun yerine geçmediği gibi, içerdikleri kafein nedeniyle diüretik yani idrar söktürücü etki gösterir. Başka bir ifadeyle, vücudunuza sıvı verdiğinizi düşünürken aslında böbrekler aracılığıyla daha fazla sıvı kaybetmenize neden olabilirler. Hücrelerinize hayat suyu ulaştırmaya çalışırken onları daha da susuz bırakabilirsiniz.
Kuruyan Pınarlar ve Kronik Hastalıkların Sinsi Uyanışı
Kadim anlatılarda Bengisu pınarının kuruması kıtlık ve hastalıkların habercisidir. Benzer şekilde vücudumuz da yeterli sıvı alamadığında, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir.
Hipertansiyon ve Kalp Hastaları
Aşırı sıcaklar damarların genişlemesine ve hızlı sıvı kaybına yol açar. Bu durum tansiyonda ani düşüşlere neden olabileceği gibi, kalbin iş yükünü artırarak ciddi kalp problemlerine de zemin hazırlayabilir.
Diyabet Hastaları
Sıvı kaybı kandaki şeker yoğunluğunu artırır. Bu durum kan şekerinin hızla yükselmesine ve böbrek fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Ayrıca diyabetli bireylerde susuzluk ve sıcaklık hissinin değişebilmesi, riskin fark edilmeden büyümesine yol açabilir.
Böbrek ve Tiroid Hastaları
Tiroid fonksiyon bozukluğu bulunan hastaların sıcaklık değişimlerine karşı daha hassas olduğunu klinik gözlemlerimde sıkça görüyorum. Bunun yanında sıvı dengesindeki bozulmalar böbrek fonksiyonlarını da olumsuz etkileyebilir. Eğer hekiminiz farklı bir öneride bulunmadıysa, terle kaybedilen sodyum ve potasyum gibi minerallerin yerine konmasına destek olmak amacıyla günlük 1 ila 2 şişe sade maden suyu tüketebilirsiniz.
Güneş Tepedeyken Stratejik Geri Çekilme
Sıcak hava dalgalarının olumsuz etkilerinden korunmak ve sağlıklı bir yaz geçirmek için uygulanmasını önerdiğim temel koruyucu kurallar şunlardır:
11.00 – 16.00 Saatleri Arasında Dikkatli Olun
Güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği bu saatlerde mümkün olduğunca dışarı çıkmamalı, açık havada ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmalısınız. Tarih boyunca en güçlü ordular bile öğle güneşiyle mücadele etmek yerine gölgede kalmayı tercih etmiştir. Sağlığı korumak adına bu yaklaşım bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Hafif ve Dengeli Beslenin
Yaz aylarında ağır, yağlı ve salçalı yemekler yerine zeytinyağlılar, taze sebzeler ve meyveler gibi hafif gıdaları tercih etmek vücudun yükünü azaltır. Bu beslenme şekli hem sindirim sistemini rahatlatır hem de sıcak havalara uyumu kolaylaştırır.
İlaç Kullanımında Hekim Kontrolünü İhmal Etmeyin
Özellikle idrar söktürücü veya tansiyon ilacı kullanan hastaların yaz aylarında daha dikkatli olması gerekir. Ancak hiçbir hasta, kulaktan dolma bilgilerle ilaç dozunu değiştirmemeli veya ilacını bırakmamalıdır. Bu tür kararlar mutlaka takip eden hekimin görüşü doğrultusunda alınmalıdır.
Vücudunuzun Sinyallerine Kulak Verin
Halsizlik, baş dönmesi, bulantı, baş ağrısı veya çarpıntı gibi belirtiler çoğu zaman “yaz yorgunluğu” olarak değerlendirilip göz ardı edilmektedir. Oysa bu belirtiler vücudun verdiği önemli uyarı sinyalleridir.
Sıcak hava küçümsenmemesi gereken ciddi bir sağlık riskidir. Özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler bu dönemde çok daha dikkatli olmalıdır. Bedeninizin verdiği uyarıları dikkate alın, mümkün olduğunca serin ortamlarda bulunun ve günlük sıvı tüketiminizi ihmal etmeyin.
Şikayetleriniz devam ediyor veya artıyorsa zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna ya da aile hekiminize başvurun.
Sağlıklı, serin ve dengeli bir yaz mevsimi geçirmeniz dileğiyle.

YORUMLAR