“Aman Ağzımızın Tadı Kaçmasın” Derken Reflü ve Diyabete Yakalanmayın
Prof. Dr. Emin Murat Akbaş
Yalova Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı
Bugün sizlere Reşat Nuri Güntekin’in hepimizin bildiği, yıllar boyunca televizyon ekranlarında büyük ilgiyle izlenen ölümsüz eseri Yaprak Dökümünün en unutulmaz karakterlerinden biriyle merhaba demek istiyorum.
Hatırlarsınız; evin direği Ali Rıza Bey, aile içinde yaşanan sinsi kırgınlıklardan, hayatın ağır yükünden bunaldığında sofradan kalkar, salondaki sedirine uzanır ve hep aynı cümleyi söylerdi:
“Aman ağzımızın tadı kaçmasın…”
O sedire uzanışı aslında yalnızca dinlenmek değildi. Sarsılan bir hayatın, değişen değerlerin, kırılan umutların ve sessiz bir direnişin simgesiydi. Ali Rıza Bey, huzurlu bir uykunun ruhunu koruyan bir sığınak olduğuna inanıyordu.
Ancak bir endokrinoloji uzmanı olarak her gün polikliniğimde dinlediğim yüzlerce hastanın hikâyesi bana şunu gösteriyor:
Yemek sonrası bastıran uyku her zaman masum değildir.
“Yemekten sonra üzerime öyle bir ağırlık çöküyor ki kolumu kaldıracak hâlim kalmıyor.”
Bu cümleyi o kadar sık duyuyorum ki…
Çoğu kişi bunu yaz sıcaklarına bağlasa da, aslında vücut bazen bize metabolik dengenin bozulduğunu sessizce haber verir.
Yer Çekimine Yenik Düşen Mide Kapakçığı
Özellikle ağır, yağlı ve karbonhidrattan zengin bir öğünden sonra uzanmak, reflünün en önemli hazırlayıcılarından biridir.
Yemek sonrasında sindirim sistemi yoğun şekilde çalışmaya başlar. Kan dolaşımının önemli bölümü mide ve bağırsaklara yönlendirilir. Bu durum doğal olarak kişide rehavet oluşturur.
Fakat tam bu sırada yatay pozisyona geçtiğimizde yer çekiminin koruyucu etkisini ortadan kaldırmış oluruz.
Mide ile yemek borusu arasındaki kapakçık (alt özofagus sfinkteri) yeterince görev yapamaz.
Mide asidi yukarı doğru kaçmaya başlar.
Özellikle yaz aylarında sıcak havanın gevşetici etkisi de buna eklendiğinde;
* göğüste yanma,
* boğaza acı su gelmesi,
* gece boğulur gibi uyanma,
* ağızda kötü tat
gibi reflü belirtileri ortaya çıkar.
Kısacası;
“Ağzımızın tadı kaçmasın” diyerek yaptığımız masum bir şekerleme, gerçekten de ağzımızın tadını kaçırabilir.
Hücrelerin Sessiz Çığlığı: İnsülin Direnci
Tehlike yalnızca mideyle sınırlı değildir.
Asıl büyük savaş hücrelerimizin içinde yaşanır.
Karbonhidrattan zengin bir öğün sonrasında kan şekeri hızla yükselir.
Pankreas bunu dengelemek için yüksek miktarda insülin salgılar.
Normal şartlarda yemekten sonra yapılacak kısa bir yürüyüş, kasların bu şekeri enerji olarak kullanmasını sağlar.
Ancak kişi hemen uyursa…
Kaslar çalışmayı bırakır.
Harcanmayan glukoz kanda dolaşmaya devam eder.
Karaciğer bu fazla şekeri yağa dönüştürmeye başlar.
Özellikle;
* karın çevresi,
* karaciğer,
* iç organlar
yağlanmaya başlar.
Bir süre sonra hücreler sürekli gelen yüksek insülin sinyaline cevap vermemeye başlar.
İşte buna insülin direnci diyoruz.
Bu süreç şu kısır döngüyü oluşturur:
Yemek yenir.
Kan şekeri yükselir.
Uyku gelir.
Uyunur.
Kaslar çalışmaz.
Şeker yağa dönüşür.
İnsülin direnci artar.
Bir sonraki öğünde daha fazla uyku gelir.
Bu döngü yıllar içinde;
* obezite,
* karaciğer yağlanması,
* Tip 2 diyabet,
* metabolik sendrom
gibi önemli hastalıkların temelini oluşturabilir.
Belki de Yaprak Dökümü’nün ilerleyen bölümlerinde Ali Rıza Bey’in giderek artan bitkinliği, huzurlu şekerlemelerin yerini alan uykusuz geceleri ve tükenmişliği bugün tıbbi açıdan değerlendirildiğinde metabolik bozuklukların sembolik bir yansıması olarak da okunabilir.
Yaz Aylarında Daha Dikkatli Olmalıyız
Yaz sıcakları metabolizmamızı farklı şekilde etkiler.
Sıcak havalarda;
* damarlar genişler,
* tansiyon düşebilir,
* halsizlik artabilir,
* vücut daha kolay yorulur.
Üzerine ağır bir öğün eklendiğinde rehavet çok daha belirgin hale gelir.
Bu nedenle yaz mevsiminde öğle yemeklerinin hafif olması büyük önem taşır.
Bu Sinsi Döngüyü Nasıl Kırabiliriz?
Aslında çözüm oldukça basittir.
Yemekten Sonra En Az İki Saat Uzanmayın
Midenizin sindirimini tamamlaması için yer çekiminin desteğine izin verin.
Koltuğa yarı uzanmak bile mide içi basıncı artırabilir.
Mümkün olduğunca dik oturun.
15 Dakikalık Hafif Bir Yürüyüş Yapın
Yemekten sonra yapılacak kısa tempolu bir yürüyüş;
* kan şekerini düşürür,
* insülin ihtiyacını azaltır,
* reflü riskini azaltır,
* uyku hâlini dağıtır.
Kaslarımız adeta şekeri sünger gibi içine çeker.
Bunun için spor salonuna gitmek gerekmez.
Ev içinde bile yapılacak hafif hareketler oldukça faydalıdır.
Atalarımızın söylediği gibi:
“Harekette bereket vardır.”
Sofralarınızı Hafifletin
Yaz aylarında;
* kızartmalar,
* ağır hamur işleri,
* fazla şekerli tatlılar
yerine;
* zeytinyağlı sebzeler,
* bol salata,
* yoğurt,
* mevsim meyveleri,
* hafif protein kaynakları
tercih edilmelidir.
Vücudunuzun Sessiz Mesajlarını Dinleyin
Yemeklerden sonra sürekli uyuma isteği yaşıyorsanız…
Göğsünüzde yanma oluyorsa…
Boğazınıza acı su geliyorsa…
Bunu yalnızca sıcak havaya bağlamayın.
Bazen vücudumuz bize sessizce yardım çağrısında bulunur.
Bu belirtiler uzun süre devam ediyorsa;
* kan şekeri,
* HbA1c,
* insülin direnci,
* karaciğer yağlanması,
* reflü
açısından mutlaka değerlendirilmeniz gerekir.
Erken dönemde alınacak küçük önlemler, ileride gelişebilecek büyük sağlık sorunlarının önüne geçebilir.
Unutmayalım;
Sağlıklı yaşam büyük fedakârlıklar değil, küçük ama doğru alışkanlıklarla başlar.
Yemek sonrası birkaç dakikalık yürüyüş, bazen yıllar sonra karşılaşabileceğiniz diyabeti geciktirebilir; hatta önleyebilir.
Bu yaz, kendinizi sedirin sessiz uykusuna teslim etmek yerine bedeninizin sesini dinleyin.
Hareket edin.
Dengeli beslenin.
Şikâyetleriniz devam ediyorsa vakit kaybetmeden bir iç hastalıkları veya endokrinoloji uzmanına başvurun.
Hepinize sağlıklı, serin, enerjik ve gerçekten ağzınızın tadının hiç kaçmadığı güzel yaz günleri diliyorum.

YORUMLAR