Türk Kadınının Yükselişinin Ardındaki Büyük İrade
Toplumların gelişmişlik seviyesi, kadınlarına verdiği değerle ölçülür. Tarih boyunca milletlerin kaderini belirleyen en önemli unsurlardan biri, kadınların toplum içerisindeki konumu olmuştur. Ancak bazı liderler vardır ki sadece bir devlet kurmaz, aynı zamanda bir milletin kaderini değiştirir. İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk de böyle bir liderdir.
Bugün Türk kadını; eğitimde, siyasette, bilimde, sanatta, sporda ve iş dünyasında önemli başarılara imza atıyorsa, bunun temelinde Cumhuriyet’in kurucu iradesi bulunmaktadır. Çünkü Atatürk, Türk kadınının toplumdaki yerini sadece bir birey olarak değil, milletin geleceğini şekillendiren asli güç olarak görmüştür.
Yıllardır dillerde dolaşan “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözü belki birçok toplum için anlamlı olabilir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesine baktığımızda, çok daha farklı ve güçlü bir gerçeği görürüz: Bu ülkede her güçlü kadının arkasında, ona inanan, onu yücelten ve hak ettiği değeri teslim eden büyük bir lider vardır: Mustafa Kemal Atatürk.
Kurtuluş Savaşı’nda Kadının Gücü
Atatürk’ün Türk kadınına olan güveni, sadece teorik düşüncelerden ibaret değildi. O, Anadolu kadınının gücünü cephede, savaş meydanlarında ve yokluk içinde verilen mücadelede bizzat görmüştü.
Kurtuluş Savaşı yıllarında erkekler cephede savaşırken, Anadolu kadını da milletin bağımsızlığı için omuz omuza mücadele etti. Kimi zaman sırtında mermi taşıdı, kimi zaman tarlada üretimi sürdürdü, kimi zaman evladını toprağa verip vatan uğruna dimdik ayakta kaldı.
Şerife Bacı’nın dondurucu soğukta cephane taşırken gösterdiği fedakârlık, Halide Edip Adıvar’ın meydanlarda milletin direniş ruhunu ateşleyen konuşmaları ve binlerce Anadolu kadınının görünmeyen kahramanlıkları, Atatürk’ün kadınlara bakışını şekillendiren en büyük gerçeklerden biri oldu.
Bu nedenle Atatürk, Türk kadınına verilen hakları bir “lütuf” olarak değil, gecikmiş bir teslimiyet olarak değerlendirdi.

Kadına Verilen Haklar Bir Devrimdi
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte gerçekleştirilen reformlar arasında kadın hakları, belki de dünyanın en dikkat çekici dönüşümlerinden biri oldu.
Henüz Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınların oy kullanma hakkı dahi yokken, Türkiye’de kadınlar seçme ve seçilme hakkına kavuştu. 1934 yılında Türk kadınına tanınan bu hak, birçok Batı ülkesinden yıllar önce hayata geçirildi.
Atatürk’ün şu sözleri, onun kadınlara duyduğu saygının en açık göstergesidir:
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ‘Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve galibiyete götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim’ diyemez.”
Bu sözler sadece bir övgü değildir. Aynı zamanda Türk kadınının milletin kaderindeki rolünün tarihî bir tescilidir.
Medeni Kanun ile kadın sosyal hayatta erkekle eşit haklara kavuşmuş, eğitim alanında fırsat eşitliği sağlanmış ve kadınların toplumun her alanında aktif rol almasının önü açılmıştır.
Türk Kadınının Eşsiz Meziyetleri
Türk kadını tarih boyunca sadece güçlü değil; aynı zamanda üretken, fedakâr ve dirayetli olmuştur.
En zor şartlarda çözüm üretebilme kabiliyeti, kriz anlarında gösterdiği soğukkanlılık ve aileyi ayakta tutan manevi gücü, Türk kadınının en önemli özelliklerinden biridir.
Türk kadını aynı zamanda zekâsını zarafetle birleştiren özel bir karaktere sahiptir. Bulunduğu her ortama düzen, estetik ve medeniyet taşır. Eğiten, yetiştiren ve nesilleri inşa eden en önemli güç yine kadındır.
Bir öğretmen olarak sınıfta geleceği şekillendirir, bir anne olarak vatan sevgisini çocuklarının ruhuna işler, bir bilim insanı olarak insanlığa katkı sunar, bir sporcu olarak İstiklal Marşı’nı dünyaya dinletir.
Bugün Türk kadınının başarı hikâyeleri sadece Türkiye’nin değil, dünyanın dikkatini çekmektedir. Savunma sanayiinden havacılığa, tıptan teknolojiye kadar her alanda Türk kadınlarının önemli başarılara imza attığını görmekteyiz.
Bu başarıların temelinde ise hem Atatürk’ün ileri görüşlü vizyonu hem de Türk kadınının içindeki o sarsılmaz mücadele ruhu vardır.
Cumhuriyetin Emanetine Sahip Çıkmak
Atatürk, kadınları sadece toplumun bir parçası olarak değil, Cumhuriyet’in taşıyıcı gücü olarak görüyordu. Çünkü güçlü bir toplumun ancak güçlü kadınlarla mümkün olabileceğine inanıyordu.
Bugün Türk kadınının özgürce konuşabilmesi, eğitim alabilmesi, meslek sahibi olabilmesi ve hayaller kurabilmesi; Cumhuriyet’in sağladığı imkânların sonucudur.
Ancak bu kazanımların korunması ve daha ileri taşınması da büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyet’in kadınlara sunduğu hakların kıymetini bilmek, sadece kadınların değil tüm toplumun ortak sorumluluğudur.
Türk kadını, Cumhuriyet’in açtığı yolda ilerlemeye devam ederken; aynı zamanda Atatürk’ün emanet ettiği çağdaş Türkiye idealinin de en güçlü temsilcilerinden biri olmaktadır.
Bugün bir Türk kadını laboratuvarda bilim üretirken, gökyüzünde savaş uçağı kullanırken, uluslararası arenalarda ülkesini temsil ederken ya da bir kürsüde fikirlerini özgürce ifade ederken; aslında Cumhuriyet’in ne kadar büyük bir devrim olduğunun da canlı örneğini göstermektedir.
Eğer bugün Türk kadını özgürce gülümseyebiliyor, fikirlerini korkmadan ifade edebiliyor ve geleceğe umutla bakabiliyorsa; bunun temelinde kadını toplumun merkezine koyan büyük bir liderin vizyonu vardır.
Bizim hikâyemizde her güçlü kadının arkasında; ona inanan bir Cumhuriyet, ona yol açan bir devrim ve ona değer veren bir lider bulunmaktadır.
O liderin adı ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Prof. Dr. Zülfikar Bayraktar

YORUMLAR