Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR
Prof. Dr. Zülfikar BAYRAKTAR

Devletin Gücü Liyakate Bağlı: İşi Ehline Vermek Bir Tercih Değil, Zorunluluktur

Devlet dediğimiz yapı; sadece sınırları, ordusu ya da ekonomik büyüklüğüyle ayakta duran bir organizma değildir. Asıl belirleyici olan, o devleti yöneten kadroların niteliği, yani liyakatidir. Tarih boyunca nice güçlü devletin, sahip olduğu imkânlara rağmen zayıflayıp çöktüğünü gördük. Bunun en temel nedeni ise çoğu zaman liyakatin terk edilmesi olmuştur.

Bugün modern dünyada “meritokrasi” olarak ifade edilen bu kavram, bizim medeniyetimizde çok daha sade ve güçlü bir cümleyle karşılık bulur: “İşi ehline vermek.” Bu ilke, sadece bir yönetim anlayışı değil, aynı zamanda adaletin temelidir.

Liyakat, bir makamı doldurmak değil, o makamın hakkını verebilecek kişiyi bulmaktır. Çünkü devlet kademeleri bir ayrıcalık alanı değil, millet adına yürütülen ağır bir sorumluluktur. Eğer bu sorumluluk ehil olmayan kişilere teslim edilirse, zarar yalnızca o kurumla sınırlı kalmaz; toplumun tamamına sirayet eder.

Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biri de liyakatin yerine sadakatin geçirilmesidir. Oysa sadakat, şahıslara değil; devlete, millete ve hukuka olmalıdır. Bir göreve getirilen kişinin, o görevi ne kadar iyi yaptığı değil de kime yakın olduğu konuşuluyorsa, orada adalet terazisi çoktan bozulmuş demektir.

Adaletin özü, her şeyi yerli yerine koymaktır. Bu düşünce, sadece felsefi bir yaklaşım değil, aynı zamanda devlet yönetiminin temel kuralıdır. Eflatun’dan Gazali’ye, Nizamülmülk’ten günümüz siyaset bilimcilerine kadar uzanan ortak görüş de budur. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven olmaz, güvenin olmadığı yerde ise devlet ayakta kalamaz.

Liyakatin zayıfladığı kurumlarda ilk zarar gören şey kurumsal hafızadır. Yılların birikimi, tecrübesi ve bilgi birikimi bir anda yok olur. Yerine gelen yetersiz kadrolar ise sistemi yeniden kurmaya çalışırken hatalar zinciri başlar. Bu da karar alma süreçlerini yavaşlatır, kamu hizmetlerinin kalitesini düşürür ve en önemlisi vatandaşın devlete olan güvenini sarsar.

Toplumların geleceği ise gençlerin adalet duygusuyla doğrudan ilişkilidir. Eğer gençler, başarıya giden yolun bilgi ve emek değil de “tanıdık” olduğunu düşünmeye başlarsa, o toplum için en büyük tehlike başlamış demektir. Çünkü umudunu kaybeden bir nesil, üretmek yerine uzaklaşmayı tercih eder.

Bu noktada asırlar öncesinden gelen o uyarıyı yeniden hatırlamak gerekir: “İşi ehline vermediğiniz zaman kıyameti bekleyin.” Bu söz sadece dini bir öğüt değil, aynı zamanda sosyolojik bir gerçektir. Liyakatin olmadığı yerde düzen bozulur, düzenin bozulduğu yerde ise çöküş kaçınılmaz olur.

Bugün güçlü ve rekabetçi devletlere baktığımızda ortak bir özellik görürüz: Aklı, bilimi ve liyakati esas alırlar. Çünkü bilirler ki, sürdürülebilir güç; doğru insanlarla, doğru sistemler kurmakla mümkündür.

Sonuç olarak şunu açıkça ifade etmek gerekir:
Devletler sembollerle değil, o sembollerin temsil ettiği makamları dolduran ehil insanlarla ayakta kalır. Liyakat, görünmeyen ama en güçlü temeldir. Bu temel zayıfladığında devlet sarsılır, tamamen ortadan kalktığında ise geriye sadece bir enkaz kalır.

Unutulmamalıdır ki;
Devlet liyakatle yükselir, liyakatsizlikle güç kaybeder.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER