Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Abdurrahim SOLMAZ
Abdurrahim SOLMAZ

DEVLET AKLI, ADALET VE HOBİ BAHÇELERİ GERÇEĞİ

Abdurrahim Solmaz

Son günlerde kamuoyunun en önemli gündem başlıklarından biri haline gelen hobi bahçeleri meselesi, artık yalnızca bir imar tartışması olmaktan çıkmış; adaletin, eşitliğin ve devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin sorgulandığı bir meseleye dönüşmüştür. Bu tartışmaların tam ortasında, yıllarca belediye başkanlığı ve milletvekilliği yapmış, bugün ise Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak görev yapan Oktay Saral’ın yaptığı açıklama, adeta karanlıkta yakılan bir ışık gibi yol göstermiştir.

Devlet adamlığı, sadece makam taşımakla değil; milletin derdini görmek, hissetmek ve çözüm için irade ortaya koymakla ölçülür. Sayın Saral’ın yaptığı paylaşım, tam da bu anlamda bir devlet ciddiyetinin, bir vicdanın ve bir sorumluluk bilincinin yansımasıdır. Her kelimesi ölçülü, her cümlesi dengeli ve her vurgusu yerindedir. Bu yönüyle sadece bir açıklama değil; aynı zamanda yöneticilere yol haritası sunan bir devlet aklıdır.

SARAL’IN MESAJI: DEVLET CİDDİYETİ VE SOSYAL ADALET VURGUSU

Vatandaşlarımızdan son günlerde hobi bahçeleriyle ilgili yıkım ve cezai işlemler konusunda yoğun şikâyetler almaktayız.

Devletimizin koyduğu kurallar ve hukuk düzeni tartışma konusu değildir. Tarım arazilerinin korunması, plansız yapılaşmanın önlenmesi elbette ki bir zorunluluktur ve bu konuda atılan adımlar doğrudur.

Ancak şu gerçek de göz ardı edilmemelidir: Bugün karşı karşıya olduğumuz bu tablo, sadece bugünün meselesi değildir. Yıllar içerisinde yeterli denetimlerin yapılmaması, gerekli müdahalelerin zamanında gerçekleşmemesi bu sorunun büyümesine sebep olmuştur.

Bu süreçte hobi bahçesi edinen vatandaşlarımızın önemli bir kısmı; iyi niyetle, devletine güvenerek, emeğiyle küçük bir alan oluşturmaya çalışan dar gelirli insanlarımızdır.

Devlet ciddiyeti ve sosyal adalet anlayışı şunu gerektirir: Geçmişteki ihmallerin bedeli, tamamen vatandaşın omuzlarına yüklenmemelidir.

Bu nedenle yapılması gereken; hukuku tavizsiz uygularken, vatandaşın mağduriyetini de en aza indirecek dengeli ve adil bir yol izlemektir. Gerekirse kademeli çözümler, makul geçiş süreçleri ve vatandaş lehine düzenlemeler devreye alınmalıdır.

İnanıyoruz ki bu meselede de hem hukuk korunacak hem de milletimizin hakkı gözetilecektir.

SAHADAKİ GERÇEK: ADALETİN TERAZİSİ ŞAŞARSA…

Teoride hukuk herkese eşittir. Ancak sahadaki uygulamalar, ne yazık ki bu eşitliğin her yerde aynı şekilde hissedilmediğini göstermektedir. Vatandaşlardan gelen şikâyetler, bazı belediyelerin bu süreçte keyfi uygulamalara yöneldiği yönünde ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Kimi yerde göz yumulan yapılar, başka bir yerde yıkım kararıyla karşı karşıya kalmakta; kimi vatandaş korunurken, kimi vatandaş ağır cezaların muhatabı olmaktadır. Daha da vahimi; bu uygulamaların zaman zaman siyasi görüşe, sosyal duruşa ya da farklı aidiyetlere göre şekillendiğine dair iddiaların dillendirilmesidir.

Eğer bu iddialar doğruysa, bu sadece bir idari hata değil; devlet ciddiyetine gölge düşüren bir adaletsizliktir.

Devletin terazisi şaşarsa, güven duygusu sarsılır. Güven sarsıldığında ise sadece bir yapı değil, toplumsal bağlar da yıkılır.

YIKIMLAR VE VATANDAŞIN SESSİZ FERYADI

Özellikle Yalova’nın Armutlu ilçesinde 2025 yılı sonlarında, Batman ilinde ise 2026 yılı başlarında yaşanan yıkımlar, bu meselenin sadece teorik bir tartışma olmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Kapısı açılmış, içinde çay demlenmiş, çocukların kahkahası yankılanmış o yapılar birer birer yıkılmıştır.

Ve geriye tek bir soru kalmıştır:

“Bunlar yapılırken neredeydiniz?”

Bu soru bir öfke değil; gecikmiş adaletin sitemidir.

BİR YAPI DEĞİL, BİR HAYAT YIKILIYOR

Bu hobi bahçeleri; kimileri için küçük bir kaçış, kimileri için hayatın yorgunluğundan sığınılan bir limandır. Lüks değil, ihtiyaçtır. Gösteriş değil, nefes alma çabasıdır.

Bir baba, çocuğuyla bir ağaç dikmenin hayalini kurmuştur orada.
Bir anne, ailesiyle bir akşam sofrası kurmanın huzurunu aramıştır.

Şimdi soralım: Yıkılan sadece beton mudur?

Hayır…
Yıkılan; emektir, umuttur, alın teridir.
Ve en önemlisi, devlete duyulan güvendir.

ÇÖZÜM VAR: YETER Kİ İRADE OLSUN

Sayın Oktay Saral’ın da işaret ettiği gibi çözüm, sadece yıkmak değildir. Çözüm; hukuku korurken insanı da koruyabilmektir.

Bu noktada yapılması gereken açıktır:

Bir tarih baz alınarak tamamlanmış ya da bitme aşamasına gelmiş yapıların kayıt altına alınması, belirli kriterler çerçevesinde iskân sürecine dahil edilmesi ve kademeli geçiş modellerinin devreye alınması…

Bu yaklaşım, hem devleti güçlü kılar hem vatandaşı korur.
Çünkü güçlü devlet, sadece yaptırım uygulayan değil; çözüm üreten devlettir.

DEVLETİN GÜCÜ: MİLLETİN DUASIDIR

Bu millet zor günlerde devletinin yanında olmuş, gerektiğinde canını ortaya koymuştur. Bugün de beklentisi nettir: Adalet.

Sayın Oktay Saral’ın ortaya koyduğu bu yaklaşım; sadece bir tespit değil, aynı zamanda bir çağrıdır. Yetkililere, yöneticilere ve karar vericilere yapılan güçlü bir uyarıdır.

Bu çağrıyı doğru okumak gerekir.

Çünkü bugün görmezden gelinen bir mağduriyet, yarın daha büyük bir kırgınlığa dönüşür.

SON SÖZ YERİNE

Bu meselede atılacak her adım, sadece bugünü değil yarını da şekillendirecektir. Adaletle atılan her adım devleti büyütür, vicdanla verilen her karar milleti güçlendirir.

Sayın Oktay Saral’ın bu derin, samimi ve yol gösterici duruşu; gerçek bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini bizlere bir kez daha hatırlatmıştır.

Temennimiz odur ki; bu ses duyulur, bu çağrı karşılık bulur ve bu milletin emeği, umudu ve alın teri korunur.

Çünkü adaletin olmadığı yerde düzen olmaz.
Ama vicdanın olduğu yerde devlet güçlenir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER