BABAMIZIN ARDINDAN
Cengiz Velioğlu
Babamız Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu, 5 Şubat 1955 tarihinde, soğuk bir kış gününde dünyaya gelmiştir.
Çocukluk ve gençlik yılları, genelde ülkenin, özelde ise bölgenin yokluk yıllarına denk gelir. O dönemde adeta yokluk sarmıştır her yanı.
Çuvalda un yok, tabakta şeker yok, tenekede yağ yok, demlikte çay yok, tuz yok, sabun yok…
Yok, yoka karışmıştır.
Bu yokluk zinciri içerisinde hayatta kalabilenler şanslı sayılmıştır. Ancak bu yokluklar, bir yandan da ruhu terbiye eden ve zorluklar karşısında dirençli şahsiyetlerin yetiştiği ortamları meydana getirmiştir.
Babamız böyle bir iklimde; çocukluğundan gençliğine kadar zor şartlar içerisinde, önce yanarak, sonra pişerek hayata adım atmıştır.
Zorlu şartların şekillendirdiği ruh dünyası onda sarsılmaz bir irade, şaşmaz bir azim ve kararlılık, deryalar kadar geniş bir merhamet ve gözü kara bir cesaret oluşturmuştur.
İnançla Yoğrulan Bir Ömür
Gençlik yıllarından itibaren dine ve diyanete olan meyli, ilerleyen yıllarda bir hayat felsefesi hâline gelecektir.
Bir yandan hayatın zorlu meşgaleleriyle uğraşırken, diğer yandan ruh dünyasında bir tekâmül yolculuğuna başlamıştır.
Yedi yaşından itibaren namazını ve orucunu aksattığı hiç görülmemiştir mesela.
Yazın kavurucu sıcağına denk gelen ramazan aylarında, en zorlu işlerde çalışmak zorunda olduğu hâlde namazını ve orucunu hiç aksatmadığına, birlikte çalıştığı arkadaşları ve dostları şahitlik etmektedir.
Sabahın seherinden akşamın alaca karanlığına kadar onlarca kişiyle tırpan sallayıp kan ter içinde kaldığı hâlde, bütün ısrarlara rağmen orucunu bozmadığı, bir efsane gibi hâlâ anlatılır.
Şifaya Vesile Olan Eller
Askerlik vazifesini sıhhiye olarak yapmıştır.
Orada edindiği bilgi ve becerileriyle sivil hayatta da insanlara sağlık hizmeti sunmaya devam etmiş, özellikle iğne yaparak hastaların şifa bulmasına vesile olmuştur.
İnsanların iğne olmak için onlarca kilometre yol yürümek zorunda kaldığı dönemlerde, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmuştur.
On Parmağında On Marifet
“On parmağında on marifet” derler ya…
Birçok zanaat dalında ustalık seviyesine ulaşan becerileriyle çevresinde parmakla gösterilen bir şahsiyet olmuştur.
Taş duvar ustalığından marangozluğa, elektrikten inşaat işlerine kadar birçok alanda eserler üretmiş bir zanaatkârdı aynı zamanda.
Bu mesleklerde edindiği bilgi, beceri ve kabiliyetler, onu ruhen de olgunlaştırmış; toplumsal meselelere karşı son derece duyarlı bir insan hâline getirmiştir.
Feraseti ve Sağduyusu
Müşkül meselelerde aranan, düşüncesi sorulan ve fikirlerine değer verilen bir şahsiyet olmuştur artık.
Zira meselelere çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal sorunların giderilmesinde kolaylaştırıcı bir rol oynamıştır.
Doksanlı yılların karışık atmosferi ve şiddetli rüzgârları karşısında birçok köy, belde ve aile zarar görmeden ayakta kalamazken; onun feraseti ve sağduyusu sayesinde ailesi, köyü ve çevresi o yılları hasar almadan atlatmıştır.
Emanete Gösterdiği Hassasiyet
Hesabında ve kitabında son derece titiz bir kişiydi.
Her bir kuruşun hesabını tutardı. Bu özelliği sayesinde insanların güvenini kazanmıştı.
Gerek köyde gerekse şehirde; çeşme, cami, okul ve taziye evi gibi ortak yaşam alanlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesi konusunda son derece duyarlıydı.
Bu gibi yerler için hazırlanan bütçeyi bir kuyumcu hassasiyetiyle yönetir, tek bir kuruşun dahi boşa gitmemesi için olağanüstü çaba gösterirdi.
Edep Timsali Bir İnsan
Edep timsali bir insandı.
Askerdeyken abisine yazdığı bir mektupta bütün kardeşlerini ve yeğenlerini isimleriyle zikrederek selam ve sevgilerini iletirken, kendi oğluna isim vermeden, ima yoluyla muhabbetini gönderirdi.
Altmışlı yaşlarında bile büyük abisinin yanında çocuklarıyla yüksek sesle konuşmazdı.
Bu davranışı, onun hayatının her dönemine hâkim olan edep ve saygı anlayışının en güzel örneklerinden biriydi.
Kardeşlerine ve Yeğenlerine Kol Kanat Gerdi
Küçük kardeşi vefat ettikten sonra onun çocuklarına kol kanat germiş ve onları kendi çocuklarından ayırmamıştır.
Her birinin eğitim hayatında, işlerini kurmalarında, evlenmelerinde ve ticari çalışmalarında onlara öncülük etmiş, yeğenlerini hayata hazırlamıştır.
Vefakâr bir evlat, cefakâr bir kardeş ve fedakâr bir baba olmuştur.
Çocuklarını ilim ve irfan yolunda yetiştirmiş; eğitimde, diyanette, basında ve emniyet teşkilatında istihdam edilmelerini sağlamıştır.
Kızlarına ise her zaman ayrı bir değer vermiştir.
Kâbe ve Resûlullah Aşkı
O, bir Resûlullah âşığıydı.
İlk kez otuzlu yaşlarında hacca gittikten sonra oraya âdeta müptela olmuş, her fırsat bulduğunda büyük bir heyecan duyarak yeniden gitmiştir.
Defalarca hac ve umre vazifesini yerine getirmiş, annemizin de bu nimetten nasiplenmesine vesile olmuştur.
Hangi ortamda Kâbe’den, Mekke’den ve Medine’den bahsedilse yüreği bir kuş gibi çırpınırdı.
Genç yaşlarda öğrendiği Kur’an-ı Kerim’i, ömrünün son üç ayına kadar her sabah namazından sonra istisnasız bir cüz okuyarak Kur’an’la olan bağını ve muhabbetini daima taze tutardı.
Son Sözleri
Son nefesinde Hazreti Ali’nin kılıcını istemiş ve Şam’a gitmek istediğini söylemiştir.
Cenab-ı Hak sana merhametiyle muamele etsin ey babamız!
O çok sevdiğin, âşık olduğun Resûlullah’a komşu olasın ey babamız!
Yer ve gök şahit olsun ki…
Cenazene ve taziyene akan insan seli şahit olsun ki…
Biz senden razıydık. Âlemlerin Rabbi de senden razı olsun ey babamız!
Kabrin nur, mekânın cennet, makamın âli olsun ey babamız.
Seni unutmayacağız.
Hacı Mehmet Hanifi Velioğlu’nun Ardından
Nail, Kenan, Cengiz, Ensari, Figen ve Selma
Ve annemiz Hacı Kıymet
“İyi insanlar, güzel atlara binip gittiler…”
Mekânın cennet, makamın âli olsun canım babamız.

YORUMLAR