Karmaşa Zamanlarında Hakikati Hatırlamak
Son günlerde sosyal medyada paylaşılan bir ses kaydı, aslında uzun zamandır unutmamamız gereken çok temel bir hakikati yeniden hatırlattı. Ülkemizin yetiştirmiş olduğu Siirt ilimizin Manevi kanaat önderi İlim irfan ehli Şeyh Fadli Arınci Hz.’nin bu kayıtta dile getirdiği sözler, yaşadığımız karmaşanın tam ortasında net bir pusula gibi duruyor. Gürültünün arttığı, ölçülerin bulanıklaştığı bir dönemde bu sözler, meseleyi olması gereken yere yeniden taşıyor.
Şeyh Fadli Arınci Hz.’nin Sohbet ve Değerlendirmesi
“Ortada büyük bir karmaşa var. Bugün bazı Müslümanlar yaşananlara bakıyor, ne yapacağını bilemiyor, şaşkınlık içinde kalıyor. Şunu bilin ki şaşıracak bir durum yoktur. Kur’an-ı Kerim ve İslam tarihi bu hakikati çok açık şekilde ortaya koymuştur.
Firavun gibi bir kâfirin hanımı olan Asiye, bütün zulme ve baskıya rağmen imanından vazgeçmedi. Firavun’un ilahlık iddiasını reddetti ve ‘Benim Rabbim, Musa Aleyhisselâm’ın Rabbidir’ diyerek safını belli etti. Kocasının küfrünü kabul etmedi. İmanını kurtardı ve ebedî cenneti kazandı. Kâfirin hanımıydı ama küfre razı olmadığı için Allah katında yüce bir makama ulaştı.
Buna karşılık Lût Aleyhisselâm’ın hanımı, bir peygamberin eşi olmasına rağmen Allah’ın emrine uymadı. Hak ile batıl arasındaki tercihini küfürden yana kullandı. Peygamber hanımı olması onu kurtarmadı; inkârı seçtiği için helâk olanlarla birlikte cehenneme gitti.
Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu da ibretliktir. Bir peygamberin evladıydı ama Allah’a iman etmedi, babasının davetine kulak asmadı. Soyu onu kurtarmadı. İman etmediği için küfür üzere helâk oldu.
İşte İslam budur. İslam dini şahsidir. Kimsenin babası, annesi, eşi ya da ailesi onu otomatik olarak kurtarmaz. Baba kâfir olur, evladı iman eder ve cennete gider. Baba Müslüman olur, evladı küfrü seçerse cehenneme gider. İslam’da soyla değil, iman ve amel ile kurtuluş vardır.
Bugün yaşanan karmaşanın sebebi de budur. İnsanlar başkalarının hatalarına bakarak sarsılıyor, büyük zatların evlatlarına bakıp şaşırıyor. Oysa herkes kendi hatasından mesuldür. Herkes kendi ibadetinden, kendi niyetinden ve kendi yolundan sorumludur. Kim ne yaparsa, karşılığını onu görür.
Allah Teâlâ insana irade vermiştir. Her insanın önünde iki yol vardır: Şeytanın yolu ve Allah’ın yolu. Kim Allah’ın yolunu takip eder, iman eder ve O’nun emirlerine göre yaşarsa, ebedî olarak cennette kalacaktır. Kim Allah’ın yolunu terk eder, inkâr ve isyanı tercih ederse, ebedî azaba sürüklenecektir.
Kimse kimsenin cezasını çekmez. Kimse ‘Babam evliyaydı, ben de cennete gideceğim’ diyemez. Böyle bir garanti yoktur. Kurtuluş yalnızca imanla ve salih amelle mümkündür. Allah her şeyi bilir, her şeyi görür, her şeyi işitir. Hiçbir niyet gizli kalmaz, hiçbir amel karşılıksız bırakılmaz.
Bu nedenle kimse şaşırmasın. Herkes imanını kurtarmaya, ibadetine sarılmaya baksın. Son nefese kadar hak üzere sebat etmeye çalışsın.
Allah bizi haktan ayırmasın. Son nefesimize kadar iman üzere yaşatsın ve bütün Müslümanları ebedî cennette buluştursun.”
İman Miras Değil, Emanettir
Bu sözler, içinde bulunduğumuz çağda en çok ihtiyaç duyduğumuz hakikati açık ve sarsıcı bir şekilde hatırlatmaktadır. Bugün birçok insan, isimlere, soy bağlarına, aidiyetlere ve geçmişteki unvanlara bakarak hüküm vermeye çalışıyor. Oysa iman; başkasından devralınan bir miras değil, her insanın kendi iradesiyle omuzladığı ağır bir emanettir.
Başkaları Üzerinden Değil, Kendimiz Üzerinden Düşünmek
Şeyh Fadli Arınci Hz.’nin bu açıklaması, başkalarının hayatı üzerinden konuşmayı değil, insanın kendisiyle yüzleşmesini öğütlemektedir. “Falanca kimdi, filancanın oğlu ne yaptı?” soruları yerine, “Ben neredeyim, hangi yoldayım, imanımı ne kadar koruyorum?” sorusunu sormayı zorunlu kılmaktadır.
Vatan, Bayrak ve Mukaddesat Sorumluluğu
Bu hakikatler bize aynı zamanda çok önemli bir sorumluluğu da hatırlatmaktadır: Vatanımıza, bayrağımıza ve mukaddesatımıza sahip çıkmak, imanımızın bir gereğidir. İslam’da iman yalnızca kalpte kalan bir iddia değil; tavır, duruş ve aidiyetle ortaya konulan bir şahitliktir. “Hubbul vatan minel iman” sözü, vatan sevgisinin imanla olan güçlü bağını ifade eder. Bu topraklar, ezanla yoğrulmuş, şehit kanıyla mühürlenmiş bir emanettir.
Dostluk Ölçüsü ve İslam Kardeşliği
Müslüman, kiminle dost olacağını da iman terazisiyle tartar. Kur’an-ı Kerim’de müminlerin, diniyle, değerleriyle ve mukaddesatıyla savaş hâlinde olanlarla gönül bağı kurmaması açıkça bildirilmiştir. Kâfirle dostluk; inancı zedeleyen, kimliği aşındıran bir savrulmadır. Buna karşılık müminler arasında kurulan İslam kardeşliği; iman bağı, ümmet şuuru ve ortak sorumluluk bilinci üzerine inşa edilmiştir. “Müminler ancak kardeştir” hükmü, bu birlikteliğin ilahi temelidir.
Ölçüyü Kaybetmemek Gerekli
Bayrağa saygı, ezana hürmet, mukaddes değerlere sadakat; Müslüman’ın kimliğini açıkça ortaya koyar. Bu yüzden Müslüman, nefsin değil imanın tarafında durur; menfaatin değil hakikatin yanında saf tutar.
Bugün bize düşen, bu ölçülerle yaşamaktır. Kimliğimizi, dostluğumuzu ve duruşumuzu imanla belirlemek; vatanımıza, bayrağımıza ve mukaddesatımıza sahip çıkarak İslam kardeşliğini güçlendirmektir. Ancak bu bilinçle hem dünyada izzetli durabilir hem de ahirette hesabımızı verebiliriz.



YORUMLAR