Siyasette kalıcı iz bırakmak, yalnızca önemli makamlarda bulunmakla mümkün değildir. Asıl olan; bulunduğunuz makamın imkânlarını milletin meselelerinin çözümü için kullanabilmek, insanlarla aranıza mesafe koymadan sahada kalabilmek ve size ulaşan bir sorunu sonuç alıncaya kadar takip edebilmektir.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan’ın uzun yıllara yayılan siyasi ve toplumsal çalışmalarına baktığımda, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu açısından bu anlayışın güçlü örneklerinden biriyle karşılaşıyorum.
Van’dan Şırnak’a, Hakkâri’den bölgenin farklı şehir ve ilçelerine uzanan temaslarında Orhan’ın öne çıkan yönlerinden biri, halkla doğrudan iletişim kurmasıdır. Esnafla, muhtarlarla, kanaat önderleriyle, kadınlarla, gençlerle ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmesi; sorunları yalnızca hazırlanan raporlardan değil, doğrudan vatandaşlardan dinlemesi önemlidir.
Çünkü bölgeyi tanımak, o bölgenin insanını tanımaktan geçer.
Halkla Hemhâl Olan Bir Siyaset Anlayışı
Gülşen Orhan’ın siyasi çizgisinde dikkat çeken temel özelliklerden biri, Ankara’da önemli bir görev üstlenmesine rağmen bölgeyle bağını korumasıdır.
Siyasetçi için halkın arasında bulunmak yalnızca ziyaret gerçekleştirmek veya bir programda görünmek değildir. Gerçek saha siyaseti; vatandaşın derdini dinlemek, talebini anlamak, çözüm için doğru mercilerle temas kurmak ve meseleyi sonuç alıncaya kadar takip etmektir.
Orhan’ın çalışmalarını değerli kılan noktalardan biri de budur.
Doğu ve Güneydoğu’nun kendine özgü şartları vardır. Ulaşım, altyapı, kalkınma, istihdam, eğitim, çevre ve sosyal hayatla ilgili meselelerin Ankara’ya doğru aktarılması büyük önem taşır. Yerelde dile getirilen bir sorun, Ankara’da ilgili kurumların gündemine taşınmadığı müddetçe çoğu zaman çözüm süreci de gecikebilir.
Bu nedenle bölgeyi bilen, insanını tanıyan ve merkezi yönetimle güçlü iletişim kurabilen isimlerin üstlendiği sorumluluk son derece kıymetlidir.
Sorunu Dinlemek Değil, Çözümün Takipçisi Olmak
Gülşen Orhan’ın özellikle memleketi Van ve Bahçesaray başta olmak üzere bölgenin ulaşım ve kamu hizmetleriyle ilgili meselelerini ilgili kurumlara taşıması bu anlayışın somut örnekleri arasında yer alıyor.
Bir ilçenin yol meselesinin ilgili bakanlığa ulaştırılması, yerel temsilcilerin Ankara’da muhataplarıyla buluşturulması veya bölgenin ihtiyaçlarının karar vericilere doğrudan aktarılması dışarıdan bakıldığında rutin temaslar gibi görülebilir.
Oysa bölge insanı açısından bunların karşılığı çok daha büyüktür.
Çünkü bazen yıllardır bekleyen bir yatırımın önünü açan şey, sorunun doğru zamanda doğru makama ulaştırılması ve arkasından kararlılıkla takip edilmesidir.
Gülşen Orhan’ın önemli özelliklerinden biri de Ankara ile bölge arasında böyle bir iletişim kanalı oluşturabilmesidir. Bölgeden aldığı talebi Ankara’ya, Ankara’daki imkân ve çözüm mekanizmalarını ise yeniden bölgeye taşıyabilmek, onun siyaset anlayışının belirgin taraflarından biridir.

Kalkınmanın Bir Başka Boyutu: Kültür
Ancak bir coğrafyaya hizmet etmek yalnızca yol, altyapı, bina ve yatırım projelerinden ibaret değildir.
Şehirlerin yolları kadar hafızaları, ekonomileri kadar kültürleri de önemlidir.
Gülşen Orhan’ın çalışmalarında benim özellikle değerli bulduğum taraflardan biri de bölgenin tarihine, sanatına, şiirine ve kültürel mirasına gösterdiği ilgidir.
Bu noktada Melayê Cizîrî ayrı bir yerde duruyor.
Cizre’nin yetiştirdiği büyük mutasavvıf ve şair Melayê Cizîrî, klasik Kürt edebiyatının en güçlü isimlerinden biridir. Yüzyılları aşan şiirleri; aşkı, irfanı, insanı, hakikati ve tasavvufi düşünceyi derin bir edebî dille buluşturmuştur.
Gülşen Orhan’ın Melayê Cizîrî üzerine gerçekleştirilen uluslararası sempozyumlara verdiği destek ve bu alandaki kültürel çalışmalara gösterdiği yakın ilgi bu nedenle önemlidir.
Daha da dikkat çekici olan, onun Melayê Cizîrî’yi yalnızca tarihî bir şahsiyet olarak anmakla yetinmemesi; eserlerine, şiirlerine ve beyitlerine ilgi göstermesi, çeşitli programlarda Cizîrî’nin Kürtçe dizelerini okuyabilecek ölçüde bu edebî mirasla bağ kurmasıdır.
Bence burada önemli bir incelik vardır.
Bir siyasetçinin bölgenin yolunu, yatırımını ve ekonomik ihtiyaçlarını bilmesi gereklidir. Ancak aynı siyasetçinin o topraklarda yüzyıllardır yaşayan şiiri, dili, sanatı ve düşünce dünyasını da tanıması, yaptığı hizmete başka bir anlam kazandırır.
Çünkü insan yalnızca yaşadığı coğrafyayla değil; diliyle, kültürüyle, şiiriyle, musikisiyle, hatıralarıyla ve medeniyet birikimiyle vardır.

Ankara ile Bölge Arasında Güçlü Bir Köprü
Gülşen Orhan’ın siyasi hayatını değerlendirirken kadın kimliğinin ve ortaya koyduğu temsilin de ayrıca üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum.
Doğu Anadolu’dan çıkıp üniversite eğitimi alan, milletvekili seçilen, TBMM Başkanlık Divanı’nda görev üstlenen ve ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak devletin en üst kademelerinde sorumluluk alan bir kadın siyasetçinin ortaya koyduğu başarı, özellikle bölgedeki genç kadınlar açısından önemli bir örnektir.
Ancak bana göre onu farklı kılan yalnızca ulaştığı makamlar değildir.
Asıl önemli olan, bütün bu görevler içerisinde bölgeyle bağını muhafaza etmesidir.
Vatandaşın sofrasına oturabilmek, esnafın kapısını çalabilmek, bir muhtarın sorununu dinleyebilmek, kadınlarla ve gençlerle bir araya gelebilmek; ardından bu talepleri Ankara’daki karar mekanizmalarına ulaştırabilmek…
Siyasetin vatandaşa dokunan tarafı tam da burada ortaya çıkıyor.
Mesele Makam Değil, İz Bırakabilmektir
Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’sunun kalkınması; yatırımların artması, ulaşım imkânlarının gelişmesi ve ekonomik refahın yükselmesi kadar, bölgenin köklü kültürel mirasının korunmasını ve gelecek nesillere aktarılmasını da gerektiriyor.
Bu nedenle yol ile kültürü, yatırım ile sanatı, devlet hizmeti ile vatandaşın gönlüne dokunmayı birbirinden ayırmamak gerekir.
Gülşen Orhan’ın çalışmalarında gördüğüm temel yaklaşım budur.
Bir tarafta bölgenin ihtiyaçlarını Ankara’ya taşıyan bir siyasetçi, diğer tarafta Melayê Cizîrî’nin beyitlerine kulak veren, şiir ve sanatla ilgilenen bir kültür insanı…
Bir tarafta devletin imkânlarını bölgeye ulaştırmak için çalışan bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, diğer tarafta halkın arasında bulunmayı sürdüren bir bölge insanı…
Kanaatimce siyasette ihtiyaç duyulan anlayış da tam olarak budur.
Makamların kapıları halka açıldığında, Ankara ile Anadolu arasındaki mesafe kısalır. Devlet vatandaşını dinlediğinde güven güçlenir; sorunlar doğru makamlara ulaştırılıp kararlılıkla takip edildiğinde ise hizmete dönüşür.
Gülşen Orhan’ın yıllardır sürdürdüğü çalışmaların en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyor:
Bölgenin sesini Ankara’ya taşımak, Ankara’nın imkânlarını bölgeyle buluşturmak ve bütün bunları yaparken o toprakların insanından, kültüründen, şiirinden ve kadim değerlerinden kopmamak.
Bir siyasetçinin geride bırakabileceği en anlamlı izlerden biri de sanırım budur



YORUMLAR