Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İBB Yolsuzluk Davasında 95’inci Duruşma Tamamlandı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen yolsuzluk davasında, aralarında görevden

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen yolsuzluk davasında, aralarında görevden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da yer aldığı 53’ü tutuklu 436 sanık, 95’inci celsede hâkim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti, ara kararların ardından duruşmayı 12 Ekim Pazartesi gününe erteledi.

Soruşturma çerçevesinde hazırlanan 3 bin 809 sayfalık iddianamede, tutuklu bulunan İmamoğlu ‘örgüt lideri’ sıfatıyla yer alıyor. İddianamede sanığa yönelik; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, rüşvet, suç gelirlerinin aklanması, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, kişisel verileri kaydetme ve yayma, suç delillerini gizleme, haberleşmenin engellenmesi, kamu malına zarar verme, irtikap, ihaleye fesat karıştırma, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, vergi, orman ve maden kanunlarına muhalefet ile çevrenin kasten kirletilmesi gibi suçlamalar yöneltiliyor. 142 ayrı eylem isnat edilen İmamoğlu hakkında 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Sanık Sarıtaş: Hak Ediş İçin Komisyon İstendi

Duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan tutuksuz sanık iş insanı Binali Sarıtaş ifade verdi. Sarıtaş, mahkemedeki beyanında şu ifadeleri kullandı:

“2023 yılında Ağaç A.Ş. tarafından yapılan ihaleye katıldım. En uygun teklifle ihale firmamın üzerinde kaldı. İhaleyi aldıktan sonra eksiksiz şekilde malzemeleri teslim ettim. Hak etmiş olduğum ödemeleri düzenli alamadım. Bunun üzerine Ümit Polat beni çağırarak hediye ve yardım kartları getirdiğim takdirde ödemelerimi alabileceğimi beyan etti. Ben de Boyner ve Şok kartlarını alarak Ümit Bey’e teslim ettim. Daha sonra Ağaç A.Ş. tarafından 2023 yılında bir ihale daha yapıldı ihaleyi kazandım. Bu ihaleden sonra da Ümit Polat beni çağırarak, Ali Sukas’ın ihale bedelinin yüzde 10’unu istediğini söyledi. Ben de bunun üzerine bunu yapamayacağımı zaten en uygun fiyatı vererek ihalenin bende kaldığını söyledim. Ödememi alabilmem için yüzde 10’unu Ali Sukas’a vermem gerektiğini söyledi. Bu dönemde ekonomik olarak zor durumdaydım. Yaptığım ve teslim ettiğim işlerin karşılığı olan alacaklarımı tahsil etmek ve ticari hayatımı devam ettirmek zorundaydım. Bu nedenle bu isteğini kabul ettim. Bu şekilde yaklaşık olarak 4.5 milyon TL gibi bir parayı hazırlayarak Ali Sukas’ın odasına götürüp teslim ettim”

Dağdeviren: Hesap Hareketleri Borç Ve Maaş Ödemesidir

Dilek İmamoğlu’nun yeğeni olan tutuksuz sanık Derya Dağdeviren savunmasında şunları aktardı:

“Eşim Murat Dağdeviren ile birlikte Orhan Yıldırım tarafından gönderilen paraların teslimine ve rüşvet verilmesine aracılık ettiğim iddia edilmektedir. Hakkımda ileri sürülen iddiaların aksine herhangi bir kişiye nüfuz sağlama, ayrıcalık tanıma veya menfaat temin etme gibi bir durum söz konusu asla değildir. Hayatın olağan akışı içerisinde zaman zaman borç aldığımız, sonra bunları geri ödediğimiz olmuştur. Ancak bunların suç teşkil eden bir menfaat ilişkisi olarak değerlendirilmesini kabul etmiyorum. Hiçbir kamu görevlisi adına Orhan Yıldırım’dan para talep etmedim. Yıldırım ile herhangi bir ihalenin verilmesi, hak edişin ödenmesi veya bir kamu işlevinin gerçekleştirilmesi karşılığında para verilmesine ilişkin bir anlaşma yapmadım. Eşim de ihtiyacı olduğu için çalışmaya başladı. İddianamede Yıldırım tarafından 5 Mart 2020 ile 8 Haziran 2022 arasında hesabıma 26 farklı işlemde toplam 1 milyon 896 bin TL gönderildiği belirtilmektedir. Bu banka hareketlerini inkar etmiyorum ama eşime veya bana gönderdiği tutarların bir kısmı eşimin mesaisinin karşılığı. Bir kısmı ise eşimin şahsı için değil, şantiyelerdeki diğer işçilere verilmek veya sair giderler için kullanılmak üzere verilen ödenek biçimindedir. Eşimin ekonomik sorunları ve hesaplarıyla ilgili yaşadığı sıkıntılar nedeniyle kendisinin talebiyle bazı ödemelerin benim hesabıma gönderildiği olmuştur”

Savcının, 2 yıl içerisinde hesabına gönderilen 1 milyon 896 bin liranın niteliğini sorması üzerine Dağdeviren, “Eşimin geçmişteki şirketinden kaynaklı. Benim hesaplarımda bloke, icra olmaması nedeniyle tedbir olarak o dönem hesabıma gönderilmesini talep etmişti. Bundan dolayı gönderdi” yanıtını verdi.

Sanık Ahmet Sari: Alacaklarımı Tahsil Etmek İçin Baskı Gördüm

Etkin pişmanlıktan yararlanan diğer bir sanık iş insanı Ahmet Sari, hak edişlerini tahsil etme sürecinde yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“2022’nin sonlarına doğru Ertan Yıldız benimle görüşmek istediğini iletti. Görüşmeye gittiğimde Fatih Keleş de oradaydı. Bu görüşmede Yıldız, ihalelere girip kazanıyorsun ama görüyorsun, ödemelerini alamıyorsun. Ödemelerini alman için ya para ödersin ya da böyle icra dosyasından icra dosyasına uğraşırsın. Parayı ya hiç alamazsın, alsan da işine yaramaz şeklinde dayatmalarda bulundu. Ben ilk kez kasım sonunda hak ediş alabilmek için haraç ödemek zorunda kaldım. Görüşme tarihinden kısa bir süre sonra da ilk kez haraç ödemek zorunda kaldım. O dönemde ödeme sürecini tıkayıp kendilerine mecbur ettikten sonra sürecin açılmasını sağlamışlardı. Yalnızca alacaklarımı tahsil edebilmek için para vermek zorunda kaldım. İhale kazanmak için asla vermedim. Ödemeleri alabilmemi sağlamaları için Ertan Yıldız ve Fatih Keleş’e para vermek zorunda kaldım. İhale kazanmak için ödeme yapmadım. Alacaklarımın tahsili noktasında ödeme yapmak zorunda bırakıldım ve üzerimde sürekli bir baskı kuruldu”

Nuhoğlu Ve Dörtyol’dan İtiraf Niteliğinde Beyanlar

Etkin pişmanlık kapsamında ifade sunan iş insanı Ali Nuhoğlu, gayrimenkul devirlerine dair, “Kamuoyunda ‘Bedavaya villa verildi’ deniliyor. Kayıtlara bakıldığında kabak gibi ortada. 48 milyonun 32 milyonunu Beylikdüzü’nde villa, 15 milyonunu cari olarak aldım” dedi. Savcının sistem ve Fatih Keleş hakkındaki sorusuna “Evet, öyle” cevabını veren Nuhoğlu, villaları vermediği takdirde baskı hissedip hissetmediği yönündeki soruya ise “Ekonomik açmazda, büyük bir krizde işinizi çözmek için mecburen o tarz şeylere giriyorsunuz” karşılığını verdi.

Reklam alanlarıyla ilgili beyanda bulunan tutuksuz sanık iş insanı Deniz Dörtyol ise şunları dile getirdi:

“İBB izin yetkilendirmelerine uygun olan şirkete ait reklam alanları bir gecede İBB zabıtaları tarafından söküldü. Alanlar söküldükten sonra Kültür A.Ş.‘nin adıyla piyasada açık hava reklam hizmeti veren Salih Subaşı bana ve genel piyasa reklamcılarına ulaştı. Mevcut reklam alanlarını kullanmak istiyorsak kendilerine ödeme yapmamız gerektiği bizlere söylendi. Kabul etmeyip, Kültür A.Ş. ile görüştük. Orada da İlknur Kaya ve Serdal Taşkın, AdStation’a ait reklam alanlarının kullanımına müsaade etmeyeceklerini, kullanmak istiyorsak Kültür A.Ş.‘nin keseceği faturaları ödememiz gerektiği söylendi. Ticari hayatımıza devam edebilmek adına bunu kabul etmek zorunda kaldık. 2019-2021 tarihleri arası Kültür A.Ş. tarafından tarafımıza kesen kesilen tüm faturaları ödemek zorunda kaldık. Buna rağmen bazı reklam alanlarımız yine kullandırılmadı, izin verilmedi. Reklam alanlarımızın izin süreçlerini Medya AŞ üzerinden Elif Güven’le iletişim kurarak sağladık. Elif Güven’e reklam alanlarımızı iletirdik. O da Murat Ongun’a iletirdi. Bir bedel biçilir ve bu bedeli ödemek zorunda kalırdık. Bazen keyfi olarak yine izin verilmediği de olmuştur. Medya A.Ş. tarafı sistem yöneticisi olarak Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Fatoş Pınar Türker, Sibel Karakurt, Fatoş Ayık. Bu taraf için beni Fatoş hanıma yönlendirdi Emrah Bağdatlı. Kendisiyle yüz yüze tanışmadım. Hiç Medya A.Ş.’ye gitmedim. Hep WhatsApp üzerinden iletişim kurduk. Fatoş Ayık hangi ihalelere, yan teklif vereceğimi hep bana WhatsApp üzerinden bildirir, ben de ona göre ne denirse yapıyordum”

Mahkeme heyeti, dinlenen beyanların ardından duruşmayı 12 Ekim Pazartesi gününe erteledi.