Bazen bir gün, insanın gönlünde yıllar boyunca silinmeyecek bir iz bırakır.
Bazen bir mekân, sadece bir yapı olmaktan çıkar; ruh bulur, nefes alır.
Bazen bir tören, takvimde sıradan bir tarih değildir; bir şehrin vicdanını, inancını, duasını temsil eder.
Yalova Merkez Camii’nde bu yıl düzenlenen Hafızlık İcazet Merasimi, benim için tam olarak böyle bir gündü.
Bu satırları kaleme alırken hâlâ caminin o sabahki kokusunu, duaların havayı titreten sesini, tekbirlerin kubbede yankılanışını hissediyorum. Alt alta dizilen cümlelerden ibaret olmayan, gönülden gönüle geçen sessiz bir hatıraydı yaşananlar.

Altmış genç hafızın aynı anda sahneye çıktığı o an, hafızama bir fotoğraf karesi gibi kazındı. Yüzlerinde çocukluk masumiyeti, gözlerinde Kur’an’a teslim olmuş bir ciddiyet vardı. Bir ömür boyu unutulmayacak bir tabloydu bu.
Bir Cami, Bir Şehir, Bir Ruh
O sabah Merkez Camii’nin avlusuna adım attığımda güneş gök yüzüne doğru yükseliyordu. Fakat ufku aydınlatan ışıktan daha parlak bir nur vardı ortada: Genç hafızların yüzündeki iman parıltısı.
İl Müftümüz İlyas Yılmaztürk, İl Milli Eğitim Müdürümüz Aytekin Yılmaz, Çiftlikköy İlçe Müftüsü Mehmet Coşkun, hafızlık hocaları, Kur’an kursu yöneticileri, din gönüllüleri ve yüzlerce Yalovalı… Herkes, aynı sevdanın etrafında toplanmıştı: Kur’an’ın kalplere nakşedilişine şahitlik etmek.
Ben de oradaydım. Kalabalığın içinde sıradan bir izleyici gibi değil, o maneviyatın tam göbeğinde bir fert olarak… Öyle güçlü bir atmosfer vardı ki, insanın aldığı her nefes sanki bir duaya dönüşüyordu. Camide atılan her adımın, edilen her “Âmin”in, dökülen her gözyaşının karşılığı semaya yükseliyordu adeta.
Hafızlık: Ezberden Öte, Bir Vicdan İnşası
Bugün sokakta sorsanız, pek çok kişi hafızlığı hâlâ “uzun bir metni ezberleme işi” zannediyor. Oysa hafızlık, bu toprakların asırlardır taşıdığı en büyük emanetlerden biridir. Bir çocuğun kalbine Kur’an’ın yerleşmesi, bir gencin karakterinin, ahlakının, duruşunun ilahi kelamla şekillenmesi demektir.
Müftü İlyas Yılmaztürk’ün kürsüde söylediği bir cümle, bu gerçeği çok güzel özetliyordu:
“Yalova’da artık hafızlık köklü bir yapıya kavuştu.”

Kâğıt üzerinde sadece kısa bir cümle gibi görünen bu sözün arkasında; yıllar süren bir gayret, onlarca öğretmenin emeği, yüzlerce velinin fedakârlığı, sayısız ders halkasının izi var. Bir şehrin ruhu, göğe yükselen binalarından değil; yetiştirdiği nesilden anlaşılır. Yalova bugün hafızlıkta Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biri olarak anılıyorsa, bu hakikatin altına şükranla imza atmak gerekir:
Gece gündüz çalışan hocalar, sabırla omuz veren anneler ve babalar, proje okullarına sahip çıkan yöneticiler, bu tablonun görünmeyen mimarlarıdır.
Gençlerin Mücadelesi: Sessiz Bir Zafer
İl Milli Eğitim Müdürümüz Aytekin Yılmaz, konuşmasında hafızlık eğitiminin zorluğunu öyle içten bir dille anlattı ki, birçok kişinin gözleri istemsizce yere indi. Çünkü hepimiz biliyorduk ki bu başarı, dışarıdan göründüğü kadar sıradan değildi.
Hafızlık, bir çocuğun sadece zihnini değil, iradesini de terbiye eder. Akranları sokakta oyun oynarken, tablet başında vakit geçirirken, o çocuk mushafın satırları arasında yol alır. Evde herkes uyumuşken, gece lambasının aydınlığında Kur’an satırlarını tekrar eden minik dimağları düşünün… Okuldaki dersleri aksatmadan, aynı anda hem akademik başarı hem de hafızlık yürütmeye çalışan bir nesil…
Bu yaşta böylesi bir yükü taşımak, gerçekten de ancak büyük bir sabır ve teslimiyetle mümkündür.
Aytekin Yılmaz’ın şu cümlesi, salonda derin bir saygı dalgası oluşturdu:
“Bu çocuklar büyük bir fedakârlığın içinden geçiyor.”
Bu altmış hafız, sadece kendileri için değil; bu milletin geleceği için de bir teminat aslında. Çünkü Kur’an’ı kalbine alan bir evlat; vatanını, bayrağını, devletini sever, hainliğe meyletmez, fitnenin değil, birliğin tarafında durur. Hafızlık; vatan sevgisinin, devlet sadakatinin, bayrak onurunun da kalpte kök salmasına vesile olan bir mekteptir.
Tekbirlerle Yükselen Bir Şehir
Hafızlar tek tek sahneye çıktığında, Merkez Camii’nin kubbeleri adeta tekbirlerle sarsıldı. Yılların gayretinin, uykusuz gecelerin, sabırla geçirilen ders halkalarının taçlanışıydı. Annelerin gözlerinde biriken yaş, babaların içlerinde büyüyen gurur, hocaların yüzüne yansıyan huzur… Bütün bunlar, kelimelerin kifayetsiz kaldığı duygulardı.

Reisu’l Kurra Mustafa Demirkıran Hocaefendi’nin duası ise caminin duvarlarına bile sinen bir maneviyat taşıyordu. Sadece hafızlar için değil; İslam coğrafyasında zulüm gören kardeşlerimiz, mazlumların duası, ümmetin birliği ve vatanımızın selameti için de yalvardı. O an, herkesin kalbinde aynı niyaz vardı:
“Rabbim bu gençlerin yolunu açık eyle, onları Kur’an’dan ayırma, bu milleti de bu mukaddes kitaptan uzaklaştırma…”
İbadetin Yeri: Salon Değil, Secde Kokulu Cami
Programın hazırlık sürecinde yaşanan bir ayrıntı, benim gözümde bu icazet merasimini daha da anlamlı kıldı. Hafız İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Halil Kalyoncu, programın daha fazla kişiye ulaşması için törenin kapalı spor salonunda veya amfi tiyatrosunda yapılmasını önermiş.
Belki teknik olarak bakıldığında mantıklı görülebilecek bir teklifti bu; ama İl Milli Eğitim Müdürümüz bu öneriye çok net bir karşılık vermiş:
“Bu bir gösteri değil; ibadettir. İbadetin yeri Allah’ın evidir.”
İşte bu cümle, sadece bir idari karar değildir; bir bakış açısının, bir duruşun, bir duruşun da ötesinde bir teslimiyetin ifadesidir. O gün camide yükselen duaları, tekbirleri, gözyaşlarını gördükçe, bu kararın ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha idrak ettim. Hafızlık merasimi; ışıklar, efektler, gösterişli sahnelerle değil, secde izleriyle süslenmiş mihrapların gölgesinde anlam bulur.
Bu hassasiyetinden dolayı İl Milli Eğitim Müdürümüz başta olmak üzere, programın hazırlanmasında emeği geçen okul müdürü Halil Kalyoncu’ya, öğretmenlere, Kur’an kursu yöneticilerine ve her bir Kur’an-ı Kerim hocasına şahsım adına şükran borçluyum.
İçimde Kalan Bir Sızı: Siyasetin Sessizliği
Bu kadar ulvi, bu kadar derin anlamlar taşıyan bir programda iktidar partisinden tek bir yetkilinin dahi bulunmaması ise doğrusu gönlümde bir sızı olarak kaldı. Sadece benim değil, orada bulunan pek çok kişinin de kalbinden aynı serzenişin geçtiğine bizzat şahit oldum.
Lüks salonlarda, protokollü karşılamalarda, kameraların bol olduğu ortamlarda sık sık boy gösteren siyasiler; nedense camide, saf bir samimiyetle yapılan bu icazet merasiminde yoktu. Oysa bu cemaat, bu hafızlar, bu aileler, bu şehir; gerçekten görülmeyi, dinlenmeyi, yanlarında hissedilmeyi hak ediyordu.
İçimden şu sözler geçti:
“Cumhurbaşkanımız bu günlere lüks sofralarda, gösterişli salonlarda gelmedi. Camilerde, Kur’an kurslarında, mütevazı sofralarda, garibanların yanında yer alarak bu milletin gönlünde taht kurdu. fakire kol kanat gererek, Kuran hizmetine sahip çıkarak, İslam davasına omuz vererek dünya lideri oldu. Bugün siyaset yapan herkesin, bu hakikati unutmaması gerekir.”
Bir Hafız Babasının Kalbinden Dökülenler
Bu altmış hafızdan birinin de benim evladım olması, bu satırları yazarken kalemimi ağırlaştıran en büyük sebeplerden biri. Bir babanın, kendi evladını Kur’an’a hizmet yolculuğunda böyle bir merasimle görmesi tarif edilemez bir lütuf, anlatılmaz bir onur.

Rabbime binlerce kez hamdolsun ki bize bu sevinci yaşattı. Bu vesileyle sadece kendi evladım için değil, bütün hafızlarımız için dua ediyorum:
“Rabbim adımlarını sabit kılsın, onları Kur’an’ın hadimi eylesin, hiçbirini Kur’an’dan ve Kur’an’ın ahlakından uzaklaştırmasın.”
Hafızlık ve Vatan Sevdası
Bugün hafız yetiştiren bir şehir; yarın devletine sadık, milletine bağlı, bayrağına sevdalı bir nesil yetiştirir. Çünkü hafızlık eğitimi, sadece dini bilgi kazandırmaz; vatan sevgisini, devlet bağlılığını, bayrağa hürmeti, millet şuurunu da kalbe yerleştirir.
Bu ülkeyi ayakta tutan şey, yalnızca beton binalar, yollar, köprüler değildir. Bu ülkeyi ayakta tutan; dua eden eller, secdeye kapanan alınlar, Kur’an’ı yüklenen gönüllerdir. Ve bu gönüllerin en genci, en tazesi, en safı o hafız çocukların kalplerindedir.
Bu yüzden; Milli Eğitim Bakanlığı’na, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, müftülüklerimize, okul yöneticilerimize, Kur’an kursu idarecilerimize, öğretmenlerimize ve bütün Kur’an hocalarımıza açık bir teşekkür borçluyuz. Onlar sadece eğitim vermiyor; bu milletin istikbalini inşa ediyorlar.
Yalova Merkez Camii’nde o gün yaşananlar, bir şehrin hafızlık geleneğinin ne kadar köklü, ne kadar diri, ne kadar samimi olduğunu bir kez daha gösterdi. Her bir hafız evladımız, Kur’an’ın nurunu kalbinde taşıyan birer ışık olarak bu şehrin sokaklarını, bu ülkenin geleceğini aydınlatacak inşallah.
Rabbim tüm hafızlarımızın yolunu açık eylesin. İlimlerini bereketli kılsın.
Vatanımıza, devletimize, bayrağımıza, ümmete hayırlı hizmetler nasip eylesin.

YORUMLAR