Mart 2024 seçimleri öncesinde birçok belediye başkan adayı, halka verdiği sözlerle gönülleri fethetmeye çalıştı. En çok tekrarlanan vaatlerden biri de, seçimleri kazanmaları halinde mevcut belediye personelinin görev yerlerini değiştirmeyecekleri ve kimsenin işine son vermeyecekleriydi. Ancak seçimler sona erdiğinde, bu vaatlerin ne kadar boş olduğunu hep birlikte gördük. Görev yerleri değiştirilen ve mobbing’e maruz kalan belediye çalışanları, seçim öncesi verilen sözlerin sadece birer aldatmaca olduğunu acı bir şekilde deneyimlediler.
Yerel yönetimlerin, halktan oy almak için projeleriyle öne çıkmaları gerekirken, işe alma vaatleri ve popülist yaklaşımlarla oy toplamaya çalışmaları, siyasetin ne denli yozlaşmış olduğunu gözler önüne seriyor. Seçim sonrasında ise, bu vaatlerin yerini personel kıyımı aldı. Mevcut çalışanlar, çeşitli bahanelerle işten çıkarıldı ya da görev yerleri değiştirilerek yıldırılmaya çalışıldı. Bu durum, yerel yönetimlerdeki ahlaki çöküşün ve siyasette verilen sözlere sadık kalınmadığının en bariz örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Bu belediyeler, tasarruf tedbirlerini bahane ederek halkın refahını artıracak altyapı, üstyapı, sosyal, ekonomik, kültürel ve sportif etkinlikleri hayata geçirmemekle hükümet suçlanıyor. Hükümetin aldığı tasarruf tedbirlerini ileri sürerek bu tür projelerden kaçınan yöneticiler, nedense aynı tasarruf tedbirlerini, yandaşlarını işe almakta ya da keyfi harcamalar yapmakta kullanmıyorlar. Bu çelişkili tutum, yerel yönetimlerin halk yararına değil, siyasi çıkarlar doğrultusunda hareket ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Seçim öncesi verilen sözlerin tutulmaması, yerel yönetimlere olan güveni sarsıyor. Altyapı ve üstyapı yatırımlarını, sosyal ve ekonomik gelişimi destekleyecek projeleri tasarruf bahanesiyle askıya alan bu yöneticiler, halka karşı sorumluluklarını yerine getirmekten çok uzak. Ancak halkın, bu tür çelişkili ve tutarsız politikalara karşı sessiz kalmayacağı da bir gerçek. Sandık her beş yılda bir halkın önüne konuyor ve halk, verilen sözlerin tutulup tutulmadığını çok iyi hatırlıyor.
Belediye başkanları unutmamalıdır ki, halkın iradesiyle geldikleri bu makamları, yine halkın iradesiyle kaybedebilirler. Yerel yönetimlerde şeffaflık, hesap verebilirlik ve halkın çıkarlarına sadık kalmak, bir siyasetçinin en temel görevidir. Bu görevlerini yerine getirmeyen yöneticiler, eninde sonunda halktan hak ettikleri dersi alacaklardır. Verilen sözlerin tutulmadığı, tasarruf bahanesiyle halkın ihtiyaçlarının göz ardı edildiği, ancak keyfi harcamaların ve siyasi kayırmacılığın sürdüğü bir yönetim anlayışı, uzun vadede ayakta kalamayacaktır. Seçim sandığı, bu tür tutarsızlıklara en iyi cevabı vermeye devam edecektir.

