Adalet Bakanlığı ev sahipliğinde Çırağan Sarayı’nda düzenlenen ve ana teması “Adaletin Geleceği: İnsanlık İçin Ortak Sorumluluk” olan Uluslararası Adalet Zirvesi başladı. Zirvenin açılış oturumunda kürsüye çıkan Adalet Bakanı Akın Gürlek, küresel adalet düzeni, Filistin’de süregelen hak ihlalleri ve gelişen teknolojinin hukuk üzerindeki etkilerine dair çarpıcı mesajlar verdi.
Açılış programına Bakan Gürlek’in yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Hakimi Saadet Yüksel, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, yabancı ülkelerin adalet bakanları, hakimler, savcılar ve avukatlar katılım sağladı.
Küresel Yargı Temsilcileri İstanbul’da Buluştu
8-9 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen zirve, 70’i aşkın ülkeden temsilcileri bir araya getirdi. Toplam 18 ülke barosu ile 30’u aşkın uluslararası kurumun yer aldığı organizasyonda, 8 ayrı oturum boyunca 40 konuşmacı görüşlerini paylaşıyor. Yaklaşık 600 katılımcının takip ettiği programda; Gazze’de hesap verebilirlik, insan hakları, uluslararası tahkim, yapay zeka ile siber suçlar masaya yatırılıyor.
Filistinli Bakana Yönelik Engele Sert Tepki
Filistin Adalet Bakanı Şerhabil El-Zaim’in İsrail makamları tarafından engellendiği için zirveye katılamadığını aktaran Bakan Gürlek, şunları kaydetti:
“Bugün uluslararası hukuk düzeninin karşı karşıya olduğu en önemli sınavlardan biri, güçlünün zayıf karşısında yaratmak istediği, yalanlarla süslenmiş hukuk tanımlarıdır. Hepimizin bildiği gibi, savaşlarda ilk ölen gerçektir. İşte o gerçekler, hukuk ve adaletin can damarlarıdır. Bunun en somut örneği bugün Gazze’de yaşananlardır. Sizlerle üzülerek öncelikle paylaşmak istediğim bir husus var. Zirvemize Filistin Adalet Bakanı Sayın Şerhabil El-Zaim de davet edilmişti; ancak kendisinin İsrail makamlarınca ülke dışına çıkışına izin verilmemesi nedeniyle zirvemize katılamayacağını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu salona baktığımda açıkça ifade etmek isterim ki; başta şahsım olmak üzere burada bulunan bütün adalet bakanlarının ve katılımcıların, Filistin Adalet Bakanı’nın yokluğunda Filistin halkının hukuk ve adalet talebine en güçlü şekilde sahip çıkacağına inanıyorum. Uluslararası işbirliğini, hukukun üstünlüğünü ve adaletin evrenselliğini konuşmak üzere bir araya geldiğimiz böyle bir platformda, bir Adalet Bakanının uluslararası bir toplantıya katılmasının engellenmesi son derece kaygı vericidir. Bu durum, Filistin halkının karşı karşıya kaldığı baskıların ve hak ihlallerinin bir başka çarpıcı örneği olarak değerlendirilmelidir.”
Küresel Sistemin Çifte Standardı Masada
Uluslararası mekanizmaların tutumunu eleştiren Bakan Gürlek, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü:
“Uluslararası toplumun görevi, bu tür gelişmeler karşısında sessiz kalmak değil; hukuka, temel hak ve özgürlüklere ve halkların iradesine saygı gösterilmesini savunmaktır. Nitekim geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a gitmek isteyen Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a Amerika Birleşik Devletleri tarafından vize verilmemesi de uluslararası toplumun üzerinde ciddiyetle durması gereken bir başka gelişmedir. Birleşmiş Milletler’in merkezinde gerçekleştirilen ve bütün dünyanın meselelerinin konuşulduğu bir toplantıda Filistin halkının en üst düzey temsilcisinin fiziken yer alamaması, uluslararası sistemin adalet ve eşitlik iddiasını haklı olarak tartışmaya açmaktadır. Daha da düşündürücü olan ise hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emri çıkartılmış bulunan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun aynı Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna katılarak hitap edebilmesidir. Uluslararası hukukun inandırıcılığı bakımından ortaya çıkan bu tablo üzerinde hepimizin düşünmesi gerekmektedir. Adaletin evrenselliğini savunmak, yalnızca ilkelerimizi dile getirmekle değil, bu ilkeler sınandığında da onları kararlılıkla savunmakla mümkündür. Gazze’de yaşanan gelişmeler, uluslararası hukukun evrenselliği ve uluslararası toplumun adil duruşu karşısındaki sorumluluğu bakımından son derece ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır. Türkiye olarak, dünyanın neresinde savaş varsa, dünyanın neresinde evrensel hukuk değerleri çiğneniyorsa; barıştan, hukuktan ve insan onurundan yana en güçlü sesi çıkarmayı köklü tarihimizin bize yüklediği bir sorumluluk olarak görüyoruz.”
Hukukun Evrenselliği ve Yargı Bağımsızlığı Vurgusu
Küresel adalet mekanizmalarının işleyişine dikkat çeken Bakan Gürlek, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Petrolün, kıymetli madenlerin veya stratejik ekonomik değerlerin savaş ve işgal gerekçesi haline getirildiği bir dünya düzeni yerine; insan onurunun, yaşama hakkının ve evrensel hukuk değerlerinin esas alındığı bir düzeni inşa etmek zorundayız. Asıl mesele, uluslararası hukukun gerçekten herkes için aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığıdır. İhlal iddialarının etkili şekilde soruşturulması, sorumluların hesap verebilirliğinin sağlanması, delillerin korunması, mağdur haklarının gözetilmesi, bağımsız ve tarafsız yargı mekanizmalarının desteklenmesi bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Batı medeniyetinin en köklü ve en demokrat olarak tabir edilen üniversitelerinde dahi konu İsrail ve Filistin meselesi olunca; akademisyenler ve öğrenciler, ‘Özgür dünyayı temsil ettiğini’ ifade eden bu ilim yuvalarında İsrail vahşetlerini dile getirdiklerinde adeta psikolojik lince tabi tutuluyorlar. İşte tam da bu noktada, evrensel hukuk kurallarının gerçekten evrensel olup olmadığı ve küresel adaletin ne kadar adil işlediği zihinlerde haklı olarak sorgulanmaya başlıyor.”
Dijitalleşme Siber Güvenlik ve Hukuki Dönüşüm
Yapay zeka ve yeni nesil teknolojilerin yargı dünyasındaki yerine değinen Bakan Gürlek, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Yapay zeka, hayatımızın ve çalışma biçimlerimizin her alanını dönüştürüyor. Hukuk mesleği de bu dönüşümün dışında değildir. Yapay zekanın hukuk hizmetlerinde kullanılması, karar alma süreçlerine etkisi, kişisel verilerin korunması, algoritmik şeffaflık, insan hakları ve insan onuru gibi konular, önümüzdeki dönemin temel hukuki meseleleri arasında yer alacaktır. Burada temel mesele, teknolojik gelişmeyle insan hakları arasında doğru dengenin kurulmasıdır. Teknoloji insan hayatını kolaylaştırırken, insanın hukuk karşısındaki konumunu zayıflatmamalıdır. Yapay zekanın sunduğu imkanlardan yararlanırken insan onurunu, temel hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğünü korumak zorundayız.”
“Savaş suçu, soykırım, toplumların huzur ve güvenini sarsan organize suç örgütleri, kara para ve uyuşturucu şebekeleriyle, sosyal medya ve siber suçlar konusunda; özellikle de terör tanımlarının net ve açık şekilde ortak bir mutabakata bağlanması, bu tanımların devletlerin stratejik çıkar ve menfaat ittifaklarının baskısından kurtarılması gerekmektedir. Siber suçların sınır aşan niteliği, devletler arasında daha güçlü adli işbirliğini, ortak standartları ve etkili uluslararası mekanizmaları gerekli kılmaktadır. Dijital dünyanın sunduğu imkanlardan yararlanırken, suçluların sınırlar arasındaki boşluklardan yararlanmasına izin vermemek zorundayız. Bu nedenle uluslararası siber suçlarla mücadele alanında işbirliği ve ortak kuralların geliştirilmesi, adaletin geleceği bakımından büyük önem taşımaktadır. Uluslararası ticaret ve yatırım ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte uyuşmazlıkların etkin, bağımsız, şeffaf ve adil mekanizmalar aracılığıyla çözülmesi her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Tahkim mekanizmalarının bağımsızlığı, şeffaflığı, hesap verebilirliği ve tarafların adil yargılanma güvencelerine sahip olması, uluslararası tahkime duyulan güvenin temel unsurlarıdır. Göç konusu da benzer şekilde yalnızca sınır yönetimi veya güvenlik meselesi değildir. Göç, insan onuru, insan hakları, uluslararası dayanışma ve sorumluluk paylaşımı meselelerini doğrudan ilgilendirmektedir. Özellikle geri göndermeme ilkesi, güvenli ülke standartları, uzun süreli yerinden edilme ve iklim kaynaklı göç gibi konular, uluslararası toplumun birlikte ele alması gereken en önemli meselelerdir. Dijital iletişim ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşması, temel hakların korunması ve hukuki sorumluluğun belirlenmesi bakımından yeni meseleleri gündeme getirmektedir. İfade özgürlüğü ve nefret söylemi, dezenformasyon arasındaki dengenin kurulması; platformların sorumluluğu, içerik denetimi, algoritmaların şeffaflığı, kullanıcı haklarıyla, çocukların ve kırılgan grupların dijital ortamda korunması, önümüzdeki dönemin önemli hukuki tartışmaları arasında olacaktır. Uluslararası hukuk herkes için eşit olmalıdır.”
